İçeriğe geç

Karamanlılar hangi alfabeyi kullandı ?

Karamanlılar Hangi Alfabeyi Kullandı? Eski Bir Defterin İçinden Taşan Hikâye

Bir kütüphanenin loş köşesinde başlayan hikâye

Kayseri’de yaşıyorum. Küçük şehirlerin en büyük yanı, insanı geçmişle daha kolay yüzleştirmesi sanırım. Bir gün eski kitapların satıldığı o loş kütüphaneye girmiştim. Rafların arasında dolaşırken elime ince, neredeyse yıpranmış bir defter geçti. Üzerinde hiçbir dikkat çekici başlık yoktu. Ama sayfaları açtığım anda içimde garip bir heyecan yükseldi.

Sayfaların kenarında anlamadığım ama bir şekilde tanıdık gelen harfler vardı. Türkçe kelimeler… ama başka bir alfabe ile yazılmıştı. O an içimden “Karamanlılar hangi alfabeyi kullandı?” sorusu öyle güçlü bir şekilde geçti ki, sanki biri kulağıma fısıldamıştı.

İçimde bir merak büyüdü. Bir yandan heyecanlıydım, bir yandan da hafif bir hayal kırıklığı… Çünkü önümde duran şey, bildiğim Türkçe değildi ama Türkçeydi. Bu çelişki beni içine çekti.

Karamanlıların yazı dünyasına ilk dokunuş

Sonradan öğrendim ki Karamanlılar, ana dilleri Türkçe olan ama Ortodoks Hristiyan inancına sahip bir toplulukmuş. Ve en ilginci… Türkçeyi Yunan alfabesiyle yazarlarmış.

Evet, doğru: Karamanlılar Türkçe konuşur ama Yunan alfabesi kullanırlardı.

Bunu ilk öğrendiğimde içimde garip bir sarsıntı oldu. Sanki bir dil, iki farklı dünyaya bölünmüştü. Defterde gördüğüm o yabancı harflerin aslında bildiğim Türkçeyi taşıyor olması, içimde tuhaf bir kırılma yarattı.

Kendi kendime fısıldadım:

“Nasıl olur? Aynı kelimeler, başka bir alfabe… İnsan bunu yazarken ne hisseder?”

İçimdeki o duygusal taraf hemen cevap verdi:

“Belki de ait olduğu yerle, ifade ettiği dünya farklıydı.”

Bir mezar taşında duran sessiz çeviri

Bir süre sonra Kayseri’nin eski bir köyüne gitmiştim. Taş evlerin arasında yürürken küçük bir kilise kalıntısına rastladım. Bahçesinde eski mezar taşları vardı. Üzerlerinde yine o tanıdık ama yabancı harfler…

O an dizlerimin gücünün çekildiğini hissettim. Çünkü artık biliyordum: Karamanlılar hangi alfabeyi kullandı sorusunun cevabı, sadece bir bilgi değil, aynı zamanda bir yaşam biçimiydi.

Mezar taşlarına bakarken içim burkuldu. Sanki o harfler, birinin sessiz çığlığıydı. Türkçe ama başka bir alfabe… İnsan sanki kendi dilini bile başka bir kimliğin gölgesinde yaşıyordu.

İçimden geçenleri saklayamadım:

“Bu insanlar kendilerini nasıl hissetti? Kendi dilini yazarken bile başka bir alfabe kullanmak… Bu, insanın içine işleyen bir şey olmalı.”

O an içimde bir hüzün büyüdü. Sanki geçmişten gelen sesleri duyar gibi oldum ama kelimeleri tam çözemiyordum.

Evde geçen uzun bir gece ve eski defter

Buna da Göz Atın: Karamanlılar Arap mı ?

O defteri eve götürdüm. Gece boyunca sayfaları çevirdim. Her sayfa beni biraz daha içine çekiyordu. Harfleri tek tek çözmeye çalıştım. Yavaş yavaş bazı kelimeler tanıdık gelmeye başladı.

Bir sayfada “aşk”, bir diğerinde “gözyaşı” kelimesini seçebildim. O an içimde bir şey kırıldı. Çünkü fark ettim ki bu insanlar sadece yazı yazmıyordu, duygu bırakıyordu.

“Karamanlılar hangi alfabeyi kullandı?” sorusu artık zihnimde bir bilgi sorusu değil, bir duygu sorusuna dönüşmüştü.

İçimdeki sesler birbirine karıştı:

“Bu alfabe Yunan harfleri… ama kelimeler Türkçe…”

“Peki ya kimlik? Nerede başlıyor, nerede bitiyor?”

Bir anda kendimi çok küçük hissettim. Sanki tarih, benim sandığımdan çok daha karmaşık ve kırılgandı.

İki dünya arasında sıkışmış yazılar

Karamanlıların kullandığı alfabe, Yunan harflerinden oluşuyordu. Ama dil Türkçeydi. Bu durum, beni sürekli iki dünya arasında bırakıyordu.

Bir yanda bildiğim Türkçe, diğer yanda başka bir yazı sistemi…

Bunu düşünürken içimdeki duygular netleşti:

Bir hayal kırıklığı vardı, çünkü basit sandığım bir sorunun bu kadar derin olması beni şaşırtmıştı.

Ama aynı zamanda bir hayranlık vardı, çünkü insanlar en karmaşık koşullarda bile kendilerine bir ifade yolu bulmuşlardı.

Kendi kendime düşündüm:

“Demek ki alfabe sadece harf değilmiş. Bir kimlik, bir köprü, belki de bir sınırmış.”

Bir çocuğun el yazısından kalan iz

Defterde bir sayfa vardı, diğerlerinden farklıydı. Daha titrek, daha düzensiz yazılmıştı. Belki bir çocuğa aitti. Orada da Karamanlılar hangi alfabeyi kullandı sorusunun cevabı vardı ama daha sade bir şekilde…

O sayfayı okurken içim sızladı. Çünkü o yazılar bana birini hatırlattı: yazmaya çalışan, ama tam olarak ait hissetmeyen birini…

İçimden şu cümle döküldü:

“Bu çocuk ne hissetti acaba? Yazarken gurur mu duydu, yoksa yabancı mı hissetti?”

Cevabını bilmiyorum. Ama o an gözlerim doldu. Çünkü yazı sadece bilgi değilmiş; bir çocuğun duygusuymuş.

Alfabenin ötesinde bir kimlik hikâyesi

Günler geçtikçe bu konu zihnimde büyüdü. Karamanlıların kullandığı Yunan alfabesi, bana artık sadece bir yazı sistemi gibi gelmiyordu. Bir köprüydü. Türkçe konuşan ama farklı inanç dünyasına sahip insanların, kendilerini ifade etme biçimiydi.

Ama içimde bir kırılma da vardı:

“Keşke bu insanlar kendi alfabelerini de kullanabilseydi…” diye düşündüm.

Sonra hemen kendime kızdım:

“Belki de mesele alfabe değil. Belki mesele, insanın kendini ifade edebilmesi.”

Bu düşünce içimde biraz huzur bıraktı.

Kayseri’nin akşamında gelen son fark ediş

Bir akşam Kayseri’nin soğuk sokaklarında yürürken defteri çantamda taşıyordum. Gökyüzüne baktım. Şehir sessizdi.

Ve o an içimde net bir farkındalık oluştu:

Karamanlılar hangi alfabeyi kullandı sorusu, aslında sadece bir tarih sorusu değildi. İnsanların kimliklerini, inançlarını ve dillerini nasıl taşıdıklarıyla ilgiliydi.

İçimde bir huzur vardı artık. Ama bu huzur düz bir mutluluk değildi. İçinde biraz hüzün, biraz hayranlık, biraz da anlamanın verdiği derin bir sessizlik vardı.

Kendi kendime fısıldadım:

“Bazı insanlar yazıyla değil, yazının taşıdığı duyguyla hatırlanır.”

Ve defteri kapattım. Ama içimde açılan o kapı, hâlâ kapanmadı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://kozmos.net https://albolat.com.tr https://nanotekenerji.com.tr Sitemap
ilbet mobil giriş